bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort escort escort istanbul şişli escort bayan beylikdüzü escort bayan sakarya escort sakarya escort diyarbakır escort sakarya escort
porno izle porno porn izle porno seks türbanlı porno

Şimdilerde Öğretmen Olmak

Mehmet TÜRKAN

Mehmet TÜRKAN

E-Posta : m.turkan28@hotmail.com

Daha önce de bu konularda birçok yazı yazmıştım. Her zaman olduğu gibi öğretmen ve öğrenci mevzubahis olduğunda oldukça prim yapıyor ve hemen bir bakayım deniliyor. Bu yazımda da bu devirde ya da son zamanlarda öğretmen olmak ne anlama gelir kendimce değerlendirmeye çalışacağım.

Toplum olarak çok bedavacılığa alıştık. Bu öğrenciler için de, öğretmenler için de, velilerimiz için de böyle. Büyük bir dejenerasyon yaşanıyor ama bunu asla dert etmiyoruz. Olayın sorumluluğunu öğretmen ve idarecilerimize yükleyerek bir kenara çekiliyoruz. Öğrencilerimizin neden bu hallere geldiğini, neden bu kadar vurdumduymaz, saygıdan, sevgiden ve vefadan yoksun olduğunu asla sorgulamıyoruz. Her gün bir öğrenci kavgasına, birbirlerini bıçaklayan, yaralayan öğrenci olayına şahit oluyoruz. Çok basit bir meseleden kavga edebilen öğrencilerimize ve bu kavgaların çoğunda ufak tefek veya büyük oranlarda yaralanmalar olduğuna şahit oluyoruz.

Okullarımızda özellikle meslek liselerinde durumlar içler acısı. Yavaş yavaş öğretmenlik yerine neredeyse gardiyanlık yapmaya başladık. Bir türlü eğitime gelemiyoruz. Ahlaki yozlaşmanın önüne geçemiyoruz. Öğrencilerimizin çok rahat öğretmenlerine karşı gelebildiklerini; azıcık sıkıştıracak olsak şiddet uygulayacak vaziyet aldıklarını görebiliyoruz. Eskiden “eti enin kemiği benim” yaklaşımı ile öğrencilerimiz okula gönderilir ve öğretmenlerden çok şeyler beklenilirdi. Şimdi bunların hepsi geçti. Öğrencilerimizi çok rahat okuluna, sırasına, tahtasına, camına ve çevresine zarar verebiliyor. Az önce sarmaş dolaş gördüğümüz çocukların biraz sonra kavga edebildiklerini görebiliyoruz. Değil “eti senin kemiği benim” hikâyesi öğrencilerimizi yaptıkları olumsuz eylemlerinden ya da verilen görevleri yapmalarından dolayı azarlasak hemen velisi geliyor ve biz azarlanıyoruz. Çok kolay şikâyet ediliyor ve sorgulanıyoruz. Okula gelen velilerimizin çoğu kavga etmeye geliyor. Çoğu zaman yatıştırarak ya da karşılık vermeden dudaklarımızı ısırarak gönderiyoruz. Öğretmene uygulan bu tür manevi şiddetin haddi hesabı yok. Maddi şiddetin çok fazla gün yüzüne çıkmamasının sebebi ise öğretmenlerimizin edebi ve birçok olumsuzluğu sabretmesi ve kan kusmasına rağmen kızılcık şerbeti içtiğini ifade etmesidir.

Okulların kralları öğrencilerimiz. Onlara asla bir şey söyleyip, bir şey yapamıyoruz, yaptıramıyoruz. Daha önceki yazılarıma bazı geri bildirimler aldım. Diyorlar ki ”Hocaların işi ne canım, işini iyi yaparlarsa bunlar olmaz…” İnanın bildiğiniz gibi değil. Meslek liselerinin hali hiç de iyi değil. Hiçbir hedefi, gayesi, kutsalı kalmamış insana bir şey veremiyorsunuz. Her gün peşinden koşturuyoruz ama çok az mesafe alıyoruz. Olayın yükü öğretmenlere atılarak çözülecek gibi değil. Mesela; “Kaybol gözümün önünden” dediği için soruşturma geçiren, sorgulanan bir öğretmen sınıfa nasıl hâkim olacak. Öğrenciye karşı hiçbir yaptırım gücü kalmamış bir insan nasıl insanları idare edecek.

Yediriyoruz, içiriyoruz, yatırıyoruz, ulaşımını sağlayıp okula getiriyoruz. Ama asla vefa görmüyoruz. Öğretmenine bir çay getirmeyi bile yapmayan vefasız öğrencilerimiz var. Bütün bunların yanında altınla tartsanız kıymet biçilmeyecek çocuklarımız da var. İyilerin başımız üstünde yeri var. Ancak bu olumsuzlukları da dile getirmemiz gerekiyor. Teknolojik imkânların sunulması, imkânların artırılması aynı oranda öğrenci ve insan kalitesini artırmıyor. Eskilerin bir sözü var “Kem aletten kemâlât olmaz” diye. Kısaca kötü malzemeden iyi şey çıkmıyor. Ne yaparsanız yapın eğer elinizdeki malzeme iyi değilse iyi ürün elde edemiyorsunuz. Çürük ağaçtan kereste olmuyor. İnanın hiçbir şeyi boş vermiyoruz. Elimizden gelen her türlü gayreti, çabayı gösteriyoruz. Çoğu zaman geri bildirimlerimiz yerini bulmuyor. Siz hiç karşınıza geçip de; “Hocam beni niye kursa alıyorsun, beni niye deneme sınavına sokuyorsun, çalışıp da ne olacak, siz çalıştınız da ne oldu..?” gibi ifadeler kullanan öğrenci ile karşılaştınız mı? “Ne olur?” diye peşinden koştuğumuz ama bir türlü yakalayamadığımız bir sürü çocuğumuz var.

İyi öğrencelerimizi Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Öğretmen Lisesi, Anadolu Lisesi diye sınıflara bölüyoruz. Sonra da en alta kalan meslek lisesi öğrencilerinden yukarda bahsedilen liselerin öğrencilerinin hareket, davranış ve başarılarını bekliyoruz. Bu başarıyı yakalayamayınca da hem öğrencileri, hem öğretmenleri ve idarecileri suçluyoruz. Daha önce Anadolu Lisesi Müdürlüğü yapmış ve öğrencilerini %87 oranında üniversiteye yerleştirmiş bir öğretmen olarak diyorum ki; “orada çalıştığımın en az iki katını çalışıyorum ve gayret sarf ediyorum ama aynı verimi elde edemiyorum. Bunu sebebi yukarıda sıraladığım şeyler diye düşünüyorum. Öğrencilerimizin olumsuz davranışları bizin toplumun ve üst yönetimlerin hakkımızda olumsuz düşünmelerine ve itibarımızın zedelenmesine de sebep oluyor. Bir meslek lisesine gelinceye kadar bir öğretmenin elde edebileceği her türlü ödül ve başarı elde etmiş biri olarak pek tabiî ki üzülüyorum.

Belki yine “bırak hoca işine bak” diyenler olacak. Ben işime bakıyorum elbette ama kimse meslek liselerinde çalışanları gayret etmiyor, çalışmıyor zannetmesin. İş bildiğiniz gibi değil. Gerçekten üzerinde hem psikoloji, hem pedagojik ve hem de sosyolojik olarak durulması ve incelenip araştırılması gereken bir burum var. Evet, gerçekten şimdilerde öğretmen olmak zor. Benimki bir iç dökmesi idi. Sizlerle paylaşmak istedim. Kusura kalmayın


İzlenme: 1045
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR